| TÜRKİYE’NİN ETNİK GERÇEĞİ |
|
| Perşembe, 26 Kasım 2009 17:33 | |||
|
Son yıllarda Türkiye’de hızla genişleyen bir etnik tartışma ortamı oluşturuldu. Bu tartışma esnasında siyasal Kürtçüler, ülkedeki Kürt sayısının nüfusun %40 olduğunu bile iddia ettiler. Dış destekli bölücülerin alevlendirmeyi bir görev addettikleri etnik polemikler maalesef artık geniş toplum kesimlerinde de konuşulmaya başlandı. AB sürecinde Türkiye’de onlarca farklı ve büyük etnik kökenin bulunduğunu (daha önce hiç duymadıklarımızda dahil) söyleyen Avrupalı diplomatlarında bunda etkisi olmadı değil. Oysa Yörükleri, Türkmenleri, tahtacıları bile farklı etnik grup sayan bu bilinçli saldırganlar, esas gerçeği pekala bilmekteydiler. Alanında en kapsamlı eserlerden biri olan Ali Tayyar Önder’in Türkiye’nin Etnik Yapısı isimli kitabında Türkiye’nin gerçek etnik dağılımı bilimsel olarak ortaya koyulmaktadır. Tarihleri Orhun Kitabeleri’nden eski olan Yenisey Kitabelerinde Elegeş anıt taşındaki bilgiler, Kürtlerin Göktürk birliği içinde yaşamış bir Türk boyu olduğunu açık olarak kanıtlamaktadır. Söz konusu anıt taşında, Göktürk alfabesi ve diliyle yazılmış kitabede,Göktürk ünvanlı (ilhan) ve ismi Göktürk destanı Kürşat’taki kahramanlardan birinin ismi olan Alp Urungu, halkına ‘’Men Kürt el kan Alp Urungu……’’ hitap etmektedir. (1) Bugün ki Türkçe’de anlamı: Ben Kürt elinin hanı Alp Urungu. (2) Elegeş kitabesi öncesinde (6yy.) tarihin hiçbir döneminde Kürt isimli bir topluluk ya da bölge adına rastlanmamıştır. (3) Diğer bir dikkat çekici hususta tarih boyunca Türkler nereler de bulunmuşsa Kürtlerinde oralarda bulunduğudur. Orta Asya’dan Macaristan ovalarına birlikte olan Türkler ve Kürtler dil itibariyle de çok fazla benzer özellik taşırlar. 3080 kelimesi Öztürkçe olan Kürtçe, biraz dikkat edildiğinde önemli oranda anlaşılabilecek bir yapıdadır. Tıpkı Türkistan lehçeleri gibi. Kürt kelimesinin açık anlam ifade ettiği tek dil Türkçe’dir. Macar bilim adamları ve diğer araştırmacılar ‘’Kürt’’ün Türkçe’de ‘’yatık,sertleşmiş kar, kar yığını’’ anlamına geldiğini kanıtlamışlardır. Ayrıca; Kazak Türkçe’sinde ‘Kürt’ kalın kar yığını, ’Kürtük’ yeni yağmış kar, Kürt Şor Türkçe’sinde ‘çığ’, Tarançiler’de Kürt yeni yağmış kar; Kazan Tatarcasın da ‘Kört’, kar yığını, Çuvaşça’da Kürt kar saçağı akıntısı, Uygurca’da ‘Körtük’ kar denizi… (4) Bugün ülkemizde kürt kelimesinden türemiş yer isimleri de vardır. Hem de tahmin edilenin aksine çoğunlukla güneydoğu bölgemizde değil. Örneğin; Gümüşhane’ye bağlı Kürtün ilçesi bunlardan en bilinenidir. Kürtün halkı Oğuzların,üçok kolundan Çepnilerden oluştuğu halde coğrafi olarak karlı ve dağlık bir yerde kurulu olduğu için Türkçe’de kar yığını anlamına gelen ‘Kürt’ün ismini bölgelerine koymuşlardır. Yine Samsun’da da kürtün isimli bölgeler mevcuttur. Prof. Dr. Fahrettin Kırzıoğlu, Kürtlerin Türklüğü adlı önemli eserinde; Kürtlerdeki dil ve kültür olarak görülebilen bazı farklılıkları Hz. Ömer’in Sasanileri yıkıncaya kadar 300 yıllık Fars istilasına bağlar. 300 yıl gibi uzun bir süre işgale maruz kalmış bir topluluk olarak Kürtlerin buna rağmen büyük ölçüde Türklüklerini muhafaza ettiklerini görüyoruz. Bugün Kazakistan’dan Türkiye’ye nerede Türk varsa Türk’ün Kürt boyunuda orada görebiliyoruz. Bu birlikteliğe, antropolojik, filolojik ve tarihi bilgilere dayanarak Kürtlerin Türklüğü sabittir. Ama burada şunu da unutmamalıyız; Bundan bin küsur sene önce birer Türk boyu iken Türk’e yabancılaşıp ayrı bir kavim haline gelen Macar ve Bulgar’ların durumu tarihi bir ibrettir. Turani kökenli olmasına rağmen bu kavimler, avrupadaki Türk fetihlerinde karşımıza düşman olarak ordularıyla çıkmışlardır. Geçmişte asırlar süren milletleşme süreçleri günümüzde kitle iletişim araçlarının etkin kullanımı ve dış desteklerle çok daha kısa sürebilmektedir. Bu hakikatin farkına vararak,ortak soy, din, kültür ve geçmişi paylaştığımız kardeşlerimize daha sıkı sarılmalıyız. Ülkemizde ki bir diğer etnik yanılgıda Lazlıkla ilgilidir. Lazlar Doğu Karadeniz bölgesinin en ucunda Pazar (Rize), Arhavi, Hopa (Artvin) ile sınırlı küçük bir bölgenin yerlisi olan bir topluluktur. Daha önce de belirttiğimiz gibi halkımız etik bir bakışla (dışarıdan) her Karadenizliği Laz olarak görür. Bu tamamen yanlıştır. Karadeniz Bölgesi Zonguldak Ereğlisi’nden Hopa’ya kadar uzanan geniş bir bölgedir. Bu bölgeler de yaşayan insanların; Pazarlılar, Arhavililer, Hopalılar dışında hiçbiri Lazlığı haklı olarak kabul etmezler. Lazlarla ilgili araştırma yapan Bennighaus, Meeker gibi bilim adamları da Pazar, Arhavi, Hopa dışında Laz’a rastlamadıklarını, bu topluluğun küçük bir grup oluşturduğunu, ancak Türk halkının bu gerçeğin farkında olmadıklarını belirtmişlerdir. (5) Türklüğün sit alanı hükmünde olan Doğu Karadeniz’in Laz sanılması traji-komik bir haldir. Osmanlı fetihlerinden öncede çok yoğun bir Türk yerleşmesine sahne olan Karadeniz’de bilhassa Çepni Türkleri önemli roller oynamışlardır. 1277’de Sinop’ta hakim olan, 1319’da Trabzon’a büyük bir saldırı düzenleyen ve 1397’de Giresun’u fetheden Çepniler, Fatih Sultan Mehmet 1461’de Trabzon’u fethetmeden çok önce hemen hemen bütün Karadeniz’i fethetmiş ve Rumlar sadece kıyılardaki şehirlere sıkışmışlardı. Giresun’un güneyindeki dağlara Çepni Dağları ismi verilmişti. Yavuz Sultan Selim döneminde bölge vilayet-i Çepni adıyla anılıyordu. Ordu, Giresun, Trabzon ve Rize’de 14. ve 15. asırlarda yüz binlerle ifade edilen miktarlarda iskan olunan Çepni Türkleri bölgenin Türkleşmesinde büyük faydalar sağlamışlardır. Bugün Karadeniz’de Türkler yaşıyor ve Türkçeden başka bir dil konuşulmuyorsa bunu başta Çepniler olmak üzere Halaç, Eymür, İregür ve diğer Türk boylarına borçluyuz. Türkiye’de Çerkes olarak tanımlanan grupların etnik adları Adigeler, Abazalar, Ubıklar, Asetinler, Dağıstanlılar, Çeçen-inguşlar, Balkarlar ve Karaçaylardır. Her birinin dili ayrıdır. Balkarlar ve Karaçaylar ise Türk’tür ve Türkçe konuşurlar. Tarih literatüründe ise çoğunlukla sadece Adigeler için Çerkes tabiri kullanılmıştır. (6) Çerkes adı değişmemiş olarak aynen Orta Asya’da kullanılmıştır. Kazak-Kırgızlarının Bavlı ovlı (oğlu) kabilesine bağlı bir boyun ismi ‘’Çerkes’’tir.(7) Altaylarda Tanrı Dağları kesiminde bir bölümde ‘’Çerkes’’ adını taşır. Boz ulus Türkmenlerinin bir şubesi de ‘’Çerkes oğlu’’ dur. Bugünkü Gölken Türkmenlerinin bir boyu da ‘’Çerkes’’lerdir. Çerkes ve Gerkes eski Türk efsanelerinde yer alan bir kuşun adıdır…… Çerkes diye bilinen ilk unsurun Türk oymağı olduğu ise kesindir. (8) Yukarıda anlatılan topluluklardan başka Arnavutlar, Boşnaklar, Araplar, gürcüler vs.. Türkiye de yaşamaktadırlar. Ama güncel önemlerine binaen sadece üç gruba yer vermekle yetindim. Türkiye’de farklı kökenden geldiklerini iddia edenler iddiaları doğru kabul edilse bile (Türk kökenli olan Kürt, Zaza, Çerkes vb..) oran olarak azınlıkta kalmaktadırlar. 1995–2000 yılları arasında Türkiye’de üç üniversite tarafından ortaklaşa yürütülen ve Milli Güvenlik Kurulu tarafından desteklenen. ama sonuçları kamuoyundan gizlenen bir araştırmada Türkiye’nin etnik, dini ve mezhepsel dağılımı belirlenmiş. Bu çalışmaya göre Türkler:55 milyon, Kürtler:12 milyon, Gürcüler:870 bin,Boşnaklar: 1,700 bin,Çerkesler: 2 milyon, Araplar: 800 bin, Lazlar: 80 bin, Ermeniler: 60 bin, Rumlar: 15 bin, Yahudiler: 20 bin.(9) Bu çalışmada sayıları belirtilen Türk haricindeki etnik grupların ciddi bir kısmının Türkleşme eğiliminde olduğu belirtilmektedir. Bu önemli çalışmaya ve diğer bilimsel çalışmalara baktığımızda Türkiye’deki nüfusun %80’inden fazlasının etnik olarak Türk olduğunu anlıyoruz. Anadili Türkçe olanların oranı ise %86’lara ulaşmaktadır. Bu durum bütün bilimsel araştırmalarda ortaya çıkmasına rağmen misyonları Türk’ düşmanlık olarak seçenlerin kışkırtmalarıyla sanal etnik problemler çıkartılmaya çalışılmaktadır. Türk milletinin mensuplarında karşı yürütülen bu etnik zehir enjeksiyonu, bu veriler ortadayken asla başarılı olamayacaktır. Türkiye Türklerle ve Türk’ü sevenlerle yaşamaya devam edecektir. (1) Ali Tayyar Önder, Türkiye’nin Etnik Yapısı, s.178 (2) Prof. Dr. A. Haluk Çay, Her Yönüyle Kürt Dosyası (3) A.T.Önder, a.g.e, s.179 (4) Prof. Dr Bahaeddin Ögel , Türk Milli Büt.İçer. Doğu Anadolu, s.69 (5) A.T.Önder, a.g.e, s.253 (6) A.T.Önder, a.g.e, s.275 (7) H.N.Orkun, Türk Dünyası, s.102 (8) Hilmi Göktürk, Türk Mührü, s.157 (9) Haftalık Dergisi, 23-29 Aralık 2005, sayı:142 Okunma Sayısı: 2117 Yorum Yazın
|