| TÜRK'E RAĞMEN TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ |
|
| Cuma, 13 Kasım 2009 02:34 | |||
Hüseyin Raşit YILMAZ
Türk Milliyetçiliği en yalın ifadesiyle Türk milletine derin bir sevgi ve sadakatle bağlılığa denir. Geçmişi bilim çevrelerinde 19. asrın sonlarına, hakikatte ise bilinen en eski Türklere kadar uzanan Türk milliyetçiliği dünyada ki tüm milliyetçiliklerden farklı bir gelişim izlemiştir. Ne Alman milliyetçiliği gibi ırkçılığa ve başka milletleri imhaya, ne İngiliz ve Rus milliyetçiliği gibi emperyalizme sapmıştır. Müspet ve menfi milliyetçilik ayrımında menfiliğe asla tevessül etmemiş tek milliyetçilik anlayışının Türk milliyetçiliği olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bilinen ilk Türk milliyetçisi kabul edilen Hun prensi Çiçi'den 21.yüzyıla kadar olan süreçte hiçbir devlet ya da topluluk Türk milliyetçiliğinden zarar gördüğünü iddia edemez. Türk milliyetçiliğinin kaygısı milletini nasıl mutlu ve huzurlu kılabileceğidir. Bu endişeyi taşıyan milliyetçilerin çözüm yolları da mensup oldukları Türk milletinin değerlerini içinde barındıran bir hüviyettedir. Türk milliyetçiliğinin doğasında milletinin mukaddes kıymetlerine aykırılık yoktur. Daima Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda Ziya Gökalp, Ahmet Ağaoğlu,Yusuf Akçura, Mehmet Emin Yurdakul gibi çok önemli milliyetçi düşünürlerin ve yeni devletin kurucusu Mustafa Kemal Paşa'nın yönlendirmeleriyle milliyetçi temeller üzerine bina edilen yapı 1938 sonrası deforme edilmeye başlanmıştır.Bu deformasyon süreci günümüze dek devam etmiş ve geniş halk kitlelerine Türk milliyetçiliği marjinal bir hareket olarak tanıtılmıştır. Atatürk sonrası çeşitli derneklerin çatısı altında sınırlı bir aydın hareketi olarak yaşamaya devam eden Türk milliyetçiliği, 1964'ten sonra partileşerek siyasi hayata aktif bir şekilde dahil olmuştur. 1964'te rahmetli Alparslan Türkeş'in CKMP'nin başına geçmesi,Türk milliyetçiliğinin küçük bir aydın hareketi olmaktan çıkıp kitleselleşmeye başlaması adına bir dönüm noktasıdır. Alparslan Türkeş'in dahice geliştirip teşkilatlandırdığı parti,bilhassa gençlik üzerinde hususiyetle durmuş ve milliyetçilik yalnız bir aydın hareketi olmaktan çıkıp aynı zamanda bir gençlik hareketi kimliği de kazanmıştır. Hem Alparslan Türkeş'in hem de o dönem ki ülkücü kadronun üstün gayreti ve fedakarlığı Türk milliyetçiliğine büyük bir dinamizm kazandırmış ve Türk toplumu kendileri için uğraş veren bu milliyetçi kadroya sempatiyle bakmaya başlamıştı. Her seçimde oylarını arttırarak emin adımlarla iktidara ilerleyen Türk milliyetçileri, dış destekli bir ihtilalle engellenip hapishanelerin yolunu tutunca milliyetçiliğin kitleselleşme süreci sekteye uğramış oluyordu. 1987'de siyasi yasakların kalkmasıyla mücadelesine kaldığı yerden değil,çok daha gerilerden başlamak zorunda kalan rahmetli Alparslan Türkeş tarihe unutulmaz liderlik örnekleri sunarak alt üst edilmiş milliyetçileri yeniden toparlayıp Türk milliyetçiliğini siyasi arenada temsile devam ediyordu.Alparslan Türkeş gibi bir öndere ve yetişmiş kadrolara sahip bir hareketin toplumun geneline yayılamamasının arkasın da, şüphesiz, bir çok neden Bugün Türkiye'de Türk milletine ölesiye tutkun, milletinin menfaatleri için kendilerini fedaya hazır ve sayısını hiç kimsenin azımsayamayacağı bir Türk milliyetçisi topluluk bulunmaktadır. Türk milletinin değerlerinden başka bir kıstası bulunmayan, milletinin mutluluğundan başka arzu taşımayan, buna rağmen milletine kendini anlatamayan bir topluluk. Türk milliyetçileri artık hep uzak durdukları ya da uzak tutuldukları kitle iletişim araçlarını etkin bir şekilde kullanmak zorundadırlar. Yazılı ve görsel basını kullanmadıkça, ''vatanım ruy-i zemin, milletim nev-i beşer'' diyen gayr-ı milliler Türk milliyetçilerini kendi milletine istedikleri gibi tanıtacak buna karşı milliyetçiler buğz etmekle yetinmek zorunda kalacaklardır.Türk milletine rağmen Türk milliyetçiliği yapmak zorunda kalmamak için Türk milletine, Türk milliyetçilerinin bizatihi milletin kendisi olduğunu anlatmak gerekir. Bu zorunluluğun getirdiği sorumluluk Türk milliyetçilerinin omuzlarındadır. (1) Milli Yol Dergisi, Türkeş'in Gürsel'e Mektubu, 26 Ocak 1962 (2) Alparslan Türkeş, Türkiye'nin Meseleleri,s.26 (3) Alparslan Türkeş,a.g.e,s.7 (4) Seyyid A. Arvasi, İdeolojimiz ve İslamiyet, Türk-İslam Ülküsü c.2,s.259 Okunma Sayısı: 977 Yorum Yazın
|