| YENİ HORASAN ERENLERİNE DUYULAN İHTİYAÇ |
|
| Çarşamba, 27 Mayıs 2009 22:27 | |||
|
Anadolu coğrafyasının Türk yurdu haline gelmesinde en büyük payın kolonizatör Türk dervişleri de diyebileceğimiz Horasan Erenlerine ait olduğunu bir çok tarihçi ifade etmektedir. Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevi Hazretlerinin ocağından dünyaya yayılan ve taşıdığı misyonun bilincinde,idealist on binlerce Türk dervişinin Türk ordularından evvel gittikleri bölgelerde üstlendikleri rol, hem göç eden yüzbinlerce Türkmen’in yeni vatan sahibi olmasında hem de Türk ordularının fetihlerinin alt yapısını oluşturması bakımından benzersiz bir vakıadır. Bugün Avrupa’nın ortasından Çin’e kadar olan coğrafya da bulunan on binlerce türbe,aynı zamanda bu coğrafyalarda ki silinmez Türk izinin işaretleridir.Yerleştikleri Türk’e yabancı coğrafyalarda İslam’ın Asr-ı Saadet yorumu olarak ifade edebileceğimiz Türk İslamını en naif şekilde yaşayan ve temsil eden Horasan Erenleri,sadece yeni göç eden Türk aşiretlerinin dini ihtiyaçlarını karşılamakla kalmamış,bununla birlikte yeni gelen Türkmenlere direnç gösteren yerli unsurların direncinin silahsız kırılmasında üstün başarılar göstermişlerdir. İslam’ın ve Türk yönetim anlayışının herkes için getirdiği adalet,huzur ve refahın geniş kitlelere anlatılması Anadolu’nun Türklere ebedi vatan olmasının yolunu açmıştır. Horasan Erenlerinin Anadolu’ya çaldıkları sevgi mayası,Türkler ve Türk olmayanlar arasında daha önce görülmeyen bir uyumu sağlamıştır.Bu uyum neredeyse bozulmadan 19. asra kadar gelmiş,bu tarihten sonra Horasan Erenlerinin birlik ve dirlik için attığı mayaya fitne ve ayrılık tohumları eken devletlerin ortaya çıkmasıyla Anadolunun ahengi bozulmaya yüz tutmuştur.Cumhuriyetin kurulmasından itibaren kademeli olarak Anadolu’daki gayri müslim nüfus dışarıya göç etmiş,günümüzde bir avuç kalmıştır. Türkiye’de gayri müslim nüfusun neredeyse yok olması,Anadolu üzerinde kanlı oyunları oynamayı adet edinen devletleri durdurmamıştır.Fitne ekiciler bu seferde aynı kökten gelen,aynı suyun hayat verdiği,aynı terbiyeden yetişen unsurların arasına tezgahını kurmaya koyulmuştur. Türkiye’nin kendi işleriyle uğraşmaktan başını kaldırıp dünyanın yeni ve adaletsiz haline bakamayacağı,baksada göremeyeceği,görse de müdahale edemeyeceği bir duruma düşmesini sağlamak için on binlerce kilometrelik uzun göçlerde birlikte olduğumuz,birlikte kırıldığımız,yurt tuttuğumuz,zaferler kazandığımız,ülkeler fethettiğimiz kardeşlerimizle aramıza iftiradan bir uçurum kurdular ve bizleri içine ittiler. Oysa bütün Türklerin gurur kaynağı Hoca Ahmet Yesevi’nin mukaddes ocağında pişen Türk dervişlerinin Anadolu coğrafyasında yoğurduğu muhabbet hamuru buraların dağına,taşına,yaylasına,ovasına işlemişti.İşlemişti işlemesine lakin bir kazan sütün içine düşen bir damla pisliğin hükmü ne ise Anadolunun halide o olmuştu. Şimdi devir,yeni Horasan Erenleri yetiştirme devridir.Eğer meselenin temeli artık sevgisizlik olarak tarif edilmeye başlanmışsa, çözümünde temeli elbette sevgi üretimi olacaktır. Bugün temeli sevgi olan bu coğrafya da eğer öz kardeşler birbirine diş biler hale gelmişse,bölücülük fikri uç ve dışlanan bir düşünce olmaktan çıkmış,kamuoyu önünde rahatça paylaşılabilir bir hale gelmişse,bir takım insanlar masum insanların katillerini aleni övebiliyor ve bunun için taltif edilebiliyorsa mesele artık yalnız politik açılımlarla aşabileceğimiz bir sorun olmaktan çoktan çıkmıştır.Bizim sorunumuz bize özgü metodlarla çözüme kavuşabilir. Kardeşini sevmeyi unutan insanlarımıza sevmeyi yeniden hatırlatmak gerekmektedir.Dedelerinin kalbindeki muhabbeti torunlarının yüreğinde yeniden yeşertmek şarttır. Herşeyi maddi planda düşünen ve uygulayan çevrelere yukarıda ki ifadeler pek farazi gelebilir.Meselelere duygu ve mana boyutunda bakamamak bizce insani bir özürdür.Bu kişilere ancak acınır. Bilindiği üzere Horasan Erenleri, yüksek terbiye,üstün ahlaki seciye ve müthiş bir idealizmle harmanlanmış bir ruh halini temsil etmektedir.Bu önemli vasıflara haiz kişilerde Türklerin manevi atası diyebileceğimiz Hoca Ahmet Yesevi dergahının nurundan yetişmişlerdir. Günümüzde bilhassa,ayrılıkçılık-bölücülük fitnesinde ihtiyacımız olan tedavinin sorumluluğunu maddi plan dışında üstlenebilecek yeni horasan Erenlerini yetiştirmek için her anlamda güvenilir ve geniş çaplı bir yerin olmayışı üzüntü vericidir. Bazıları geniş ağına binaen Diyanet teşkilatımızı ya da kimileri geniş halk kitleleri üzerinde ki yönlendirici etkisini göz önüne alarak bazı tarikat ve cemaatleri gösterebilirler.Ama üzülerek belirtmek isterim ki Osmanlı’nın duraklama döneminden itibaren hızlanarak devam eden tarikat yozlaşması devam etmektedir.Sosyal inisiyatif almaktan uzak bireysel ve cemaatsel çıkarların gölgesinde bir cemaatlaeşme anlayışı Yesevi’den süzülüp gelen Türk sivil toplum anlaşının dışındadır.Bununla birlikte devlet kademelerine hakim kimi çevrelerin laiklik hassasiyetiyle tarikat ve cemaatleri gayrı meşru görerek legal zeminden dışlamasıda adı geçen grupların yeraltına inerek denetim dışına çıkarak marjinalleşmesine sebep olmuştur.Devlet adına hareket edenlerin Türk sivil toplum anlaşyılının omurgası olan bu grupları düşman görmesi bu gruplarında zaman içinde kendilerini dışlayanlarla benzer,düşman söylemleri benimsemelerine yol açmıştır.Oysa bilhassa terör ve bölücülük gibi konularda bölgede ki dini grupların tavrı büyük askeri operasyonlardan daha etkin olabilmektedir. Basit evhamlarla bu büyük gücü Türk milletinin genel çıkarlarının lehine kullanmaktan çekinenler kendi sığlıklarına milli menfaatleri kurban etmektedirler. Devletin Güneydoğu kaynaklı bölücülük faaliyetlerini ortadan kaldırmak için bölgeye nüfuz etmiş olan tarikatlardan azami yararlanması şarttır. Bu yalnız Güneydoğu meselesi için geçerli bir yöntemde değildir.Gayr-ı meşru sayılan tarikat ve grupların devletin birliği ve bütünlüğü için kamu menfaatleriyle uyumlu hale getirilmesi bazılarının korkulu rüyası olan rejimin değişmesi ihtimalini de minimize edecektir. Bu noktada en girift konu,yeni nesil Horasan Erenlerinin yetiştirilmesidir.Gerçi bazı dini grupların bilhassa gençler arasında ciddi bir teşkilatlanması vardır ama daha önce de anlatıldığı gibi Türk devletinin genel menfaatlerine uygun olup olmadıkları tartışma konusudur.Bu grupların kontrolünde ki potansiyelin coğrafyamızın kardeşliğine olumlu tesir edecek yeni Horasan Erenleri yetiştirilmesi için kullanılması fevkalade önemlidir.Ama artık kapalı kapılar ardından çıkarak devletin kurumlarına etki eder hale gelen hatta uluslararası politikalarda taraf olabilen cemaatlerin bu kadar güçlenmişken nasıl milli menfaatlerle alakalı kendi belirlemedikleri kıstaslara uyumlu duruma getirileceği başlı başına bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Okunma Sayısı: 949 Yorum Yazın
|