Parolanızı mı unuttunuz? Kaydolun.
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default color
  • green color
  • red color

Yeni Tirebolu - Giresun bizi okuyor...

Pazartesi
06
Eyl
AĞLAYAN TÜRKLER Yazdır
Çarşamba, 15 Nisan 2009 23:30

 Hüseyin Raşit YILMAZ

 

 

 

*Doğu Türkistan’da öldürülmek üzere olan Uygur Türkleri

       Kuzey buz denizinden, batı Avrupa’ya kadar dünya coğrafyasında yaşayan Türklere kulak kabarttığımızda duyacağımız ilk ses, acı çeken soydaşların feryatları olacaktır. Türk ulusunun yarısından fazlası Türk olmayan devletlerin çatısı altında yaşamak zorunda kalmıştır. Doğu Türkistan, Batı Trakya, Kırım, Karaçay, Gagavuz, Irak, İran, Kosova, Yakut, Ahıska, Makedonya Türkleri ve dahi onlarcası büyük zorluklar altında milli kimliklerini koruma mücadelesi vermektedirler.

       Türk dünyasının büyük bir kısmı uzun yıllar Rus ve Çin baskısı altında kalmış ve ciddi bir bölümü kalmaya devam etmektedir. İran egemenliğinde yaşayan sayıları İran nüfusunun yarısına yakın Azeri Türkleri ve Arap coğrafyasının ortasında stratejik öneme haiz bir alanda kalan Musul-Kerkük Türkleri, Halep civarında yoğunlaşan Suriye Türkleri, bu ülkelerin baas yönetimleri tarafından daimi bir asimilasyon politikasına maruz bırakılmışlardır. Balkanlarda Romanya, Yunanistan, Bulgaristan sınırları içinde kalan Türklerde özellikle Demirperde döneminde akıl almaz baskılarla karşılaşmışlardır. On milyonlarca kilometrekare bir coğrafyaya yayılan ve her türlü baskıya rağmen dilinden, dininden, geleneklerinden vazgeçirilemeyen bir ulus olarak varlığını sürdürmektedir Türkler.

       Çin esaretinde ki Uygur Türkleri, her yıl onlarca evladını Türkçülük suçlamasıyla, Çin kurşunlarına kurban vermektedir. Kurşun parasının bile öldürülen Türklerin ailelerinden alındığı insafsız bir rejimde, kendi topraklarında zulme uğrayan, kimliksiz bırakılmaya çalışılan bu soydaşlarımız Osman Baturlar, İsa Yusuf Alptekinler gibi sinesinden çıkardığı yiğit liderlerle zulme karşı durmuşlardır. Gulca, Barın, Atçüy ayaklanmalarıyla Çin’e korku salan Uygur Türkleri ayaklanmalardan sonra kanlı baskınlarla sindirilmeye çalışılmıştır. Kaşgar, Urumçi, Turfan gibi Türklük için önemli merkezlerin bulunduğu Doğu Türkistan’da nükleer denemeler yapan, Çinlileri Türk topraklarına zorla iskân eden bir yönetimle hayat mücadelesine devam eden Uygurlar, her dönem umutla, muhabbetle baktıkları Türkiye’den gereken desteği hiçbir vakit görememişlerdir.

       Kırım ve Ahıska Türkleri ise zulmü sadece kendi vatanlarında değil sürgünlerde de yaşamış ve yaşamaktadırlar. Stalin devrinde yurtlarından bir gece aniden trenlerle, hayvan vagonlarında balık istifi çıkarıldıkları uzun sürgün yolculuğu bittiğinde yarısı ölmüş, kalan yarısı ise vatanlarından çok uzakta sefil olmuşlardır. Kimi Sibirya’da kimi başak yabancı coğrafyalarda vatan özlemiyle kavrulmuşlardır. Dönemin şartları içerisinde Türkiye bazı yardımlar sağlamaya çalışsa da, soydaşların beklediği düzeyde olamamıştır. Bugün hala dünyanın dört bir yanında vatanlarına dönmeyi hasretle bekleyen Ahıska ve Kırım Türkleri vardır. Bu konuda çalışmalar uluslar arası platformlarda ağır ağır olsa da sürmektedir.

       Irak Türleri ise ABD işgalinden sonra beterin beteriyle tanışmış, bir ateş çemberinin ortasında savunmasız kalmıştır. Fevkalade eğitimli bir toplum olan Irak Türkmenleri, hakkın silahla alındığı bir bölgede olmanın dezavantajlarını iliklerine kadar yaşamaktadırlar. Bin yıldan fazladır yaşadıkları, vatan yaptıkları, medeniyet kurdukları, nüfusunun ezici çoğunluğunu oluşturdukları Kerkük, Musul başta olmak üzere, Altunköprü, Mendeli, Telafer, Tuzhurmatu gibi öz Türk şehirlerinde bir yandan vatanlarında ki petrole göz koyan Amerika’yla, diğer yandan Amerika’nın taşeronu peşmergelerle boğuşan ve yanı başımızda ki Türkmenlere de Türkiye olarak kulaklarımızı tıkamış görünüyoruz. Misak-ı milli sınırları içinde olan ve İngiliz masa başı oyunlarıyla anavatandan koparılan Irak Türkleri, her şeye rağmen takdir edilmesi gereken bir direniş göstermektedirler. Direnişin başarısı Türkiye’ye bağlıdır.

       Lozan’dan sonra nüfus mübadelesinde değişim dışı bırakılan Batı Trakya Türkleri Yunanistan idaresi altında çok zor günler geçirmişlerdir. Meriç ile Karasu arasında bulunan Batı Trakya anavatandan koparıldığında nüfusunun % 80’i Türklerden ve arazilerinin % 86’sı Türklerin topraklarından oluşuyordu. Ancak bugün, Yunanistan’ın uyguladığı asimilasyon politikaları neticesinde Batı Trakya’da Türk nüfusu % 36’lara, arazi oranı % 40’lara gerilemiştir.AB üyesi olmasına rağmen Türklere karşı insan hakları ihlallerinden çekinmeyen Yunanistan, ısrarla Batı Trakya’da ki soydaşları Türk değil yalnız Müslüman olarak tanımlamaktadır.Liderleri büyük dava adamı Sadık Ahmet’in şaibeli bir trafik kazasında Hakk’a yürüyüşünden sonra duraklama sürecine giren Batı Trakya davası da Türkiye’den yeterli desteği hiçbir zaman görememiştir.

       Kardeşi ağlarken gülen insan olur mu? Kardeşi boğazlanırken seyredene ne denir? Kardeşlik ihtiyaç hasıl olduğunda yardıma koşmak değil midir? Eğer öyleyse bizim ki kardeşlik midir? Anadolu Türkleri istiklallerini asla kaybetmemişlerdir. Bu bakımdan şanslıdırlar. Ama bizim kadar şanslı olmayan soydaşlarımıza karşı duyarlı olmak her Türk’ün vazifesidir. Cefa çeken Türklere yardım etmek Türklükten öte aynı zamanda bir insanlık sorumluluğudur. Sadece Türk oldukları için, potansiyel tehdit olarak görülen, evinde Türk bayrağı olduğu için Türkiye ajanı sayılarak işkencelerden geçirilenlerin olduğu bir dünya yaşamak için fazla çirkindir. Ya Türk’e zulüm ortadan kalkacak, ya da Allah muhafaza…

Okunma Sayısı: 963
feed0 Yorumlar

Yorum Yazın
 
  Daralt | Genişlet
 

busy
 

Yazar: Hüseyin Raşit YILMAZ

E-mail: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Diğer yazılarını göster

 

ANKET

REFERANDUMDA HANGİ OYU KULLANACAKSINIZ?
 

SAFKAD PANSİYON

YUSUFUN YERİ

TİREBOLUSPOR

İLG YAPI

GÜVEN TIP MERKEZİ