Parolanızı mı unuttunuz? Kaydolun.
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default color
  • green color
  • red color

Yeni Tirebolu - Giresun bizi okuyor...

Pazartesi
06
Eyl
KOLBASTI OYUNU VE ÇEKİLEN BİR BIÇAK Yazdır
Pazar, 21 Aralık 2008 17:42

M.Çınar ÇETİNKAYA 

 

 

 

 

 

 

     Öncelikle, Star TV de yaptığı başarılı gösterilerinden ve Tirebolu adını, her kesime tanıtmasından dolayı, “Yeniköy Kolbastı Ekibi” ne bu satırlardan çok teşekkürler ediyorum.

 

     Biz seyirciler, gösteri sonrası duygu yüklü anlar yaşarken, aniden karşımıza, “Kolbastı oyunları Trabzon’a aittir” gibi tenkitler çıkınca, sevinçlerimizi doyasıya yaşayamadık.. Bu sataşmanın sonrası, Kolbastı oyunları yok buranındır, yok şuranındır gibilerinden, geniş bir tartışma konusu, medya sayfalarında yer almaya başladı.


     Özellikle bir konunun bilinmesinde yarar vardır: Halk Oyunlarının belirli bir mahalli kökeni yoktur. Bölgesel  bir kültür yapısı vardır. İnsanlar, bir müzik eşliğinde, içinden geldiği şekliyle, vücudunu, müziğin ritmine uygun olarak hareket ettirerek çeşitli figürler ortaya çıkartarak dans ederler.(oyun oynarlar).. Aynı müzik ritminde, değişik figürlerle oyun oynayan kişiler, bir vesile ile bir araya gelip beraber oyun oynadıklarında, bu farklı oyun figürlerini, birbirlerine ayak uyduracak şekilde disipline etmişler ve böylelikle, o bölgeye ait halk oyunlarını ortaya çıkartmışlardır. Sonuç olarak, aynı müzikle Giresunlular da, Trabzonlularda farklı “Kolbastı Oyunu” oynayabilirler. Önemli olan, bu oyunları oynayan guruplarının isimleridir.Yeniköy Kolbastı ekibi, Trabzon  Kolbastı ekibi gibi..
Bu sahiplenme kavgaları, beni gençliğimin bir güzel hatıralarına götürdü.


     Halk oyunları oynadığım 1973 yılında, Bakırköy Halkevi  oyuncusu olarak katıldığımız  Fransa Confolens  Folklor Festivaline, dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen folklor ekiplerinin gösterileri beni çok etkilediğinden. bu festivale 1975 yılında turist olarak  tek başıma tekrar geldim. Önceden tanıştığım Fransız arkadaşlarım ve Festival komitesi beni karşılamış, kalacağım yeri gösterdikten sonra, tüm folklor ekiplerinin yemek yediği salona hep birlikte girdiğimizde, salonda koro halinde, Türkçe söylenen müthiş bir türkü ile karşılanmıştım.
Büyük hayretler  ve şaşkınlık içersindeyim. Çünkü bu yıl bu festivalde, Türkiye’den bir ekibin olmaması gerekirdi.


     En az 300 kişinin bulunduğu yemekhanede, yemeklerin gelmesini bekleyen folklorcular, bir masadan gelen türküye, alkışlarıyla tempo tutarak eşlik ediyorlar.
Hızlı adımlarla türkünün söylendiği masaya yöneliyorum.
Erkekler başlıyor
“Kızım seni Ömer’e vereyim mi?
Kızlar cevap veriyor
“İstemem babacığım istemem
Onun adı Ömer 
Alır beni döver
İstemem babacığım, istemem
Ben de bağıra bağıra erkeklerle beraber türküye eşlik ediyorum
“Kızım seni Ali’ye vereyim mi?
Haydi kızlar
“İstemem babacığım  istemem
Onun adı Ali
Eder beni deli
İstemem babacığım istemem

Tüm kızlar bana  hain bir bakış atıyorlar, ben gülücükler gönderiyorum ve önümde oturan gencin kulağına eğilerek  soruyorum.
Yav birader sizler Türkiye’nin neresindensiniz? Hangi şehrin gurubusunuz.?
Cevap yok ! Türküye devam
“Kızım seni Bahri’ye vereyim mi?
Bu arada Fransız dostlarım benim kolumdan çekiştirerek masadan uzaklaştırmaya çalışıyorlar
Kızlar cevap veriyor
“İstemem babacığım istemem
Onun adı Bahri
Çekilmez hiç kâhrı
İstemem babacığım istemem”
Fransız dostlarıma dönüyorum. ”Bırakın beni çekiştirmeyi burada milletime kavuşmuşum bekleyin diyorum, Bu sefer türkü söyleyen başka bir kıza soruyorum
Arkadaşım sizler hangi gurupsunuz nereden geldiniz.? Tık yok.
Türküye devam ediyoruz
“Kızım seni Yaşar’a vereyim mi?
İstemem babacığım istemem
Onun adı Yaşar
Alır beni boşar
İstemem babacığım istemem”
Kızlar hem söylüyor, hem bana  kem gözlerle bakıyorlar.
Yemekler dağıtılıyor, tüm salon yemeden türküye eşlik ediyorlar.
Haydi erkekler !
“Kızım seni sarhoşa vereyim mi?
Bastırın kızlar !
“İsterim babacığım isterim
Onun adı sarhoş
Sarar beni bir hoş
İsterim babacığım isterim
Onun adı sarhoş sever beni pek hoş
İsterim babacığım isterim

Türkü bitiminde salonda müthiş bir alkış tufanı, bravo sesleri, herkes ayakta
Fransız dostlarıma dönerek, İşte Türkiye, işte müziğimiz diye haykırıyorum
Fransızların suratı asık
Aniden önümde oturan kız ayağa kalkarak, bir elinde yemek bıçağı ile bana dönerek
“Je n’aime pas les Turc (Türkleri sevmiyorum) diye çığlık atıyor. Anlamadığım bir takım sözler sarfediyor. (Herhalde küfür ediyor) Salonda çıt yok. Kız bana bıçak sallıyor, Fransızlar beni çekiştiriyor, masada ki diğer gençler kızın önünü kapatmaya çalışıyor, yani benim nedenini anlamadığım tam bir karmaşa yaşanıyor. Ben gençlere dönüyorum“ Bu bir şaka mı? diyorum” Gençler beni masalarına davet ediyorlar. Fransız arkadaşlarımla beraber oturuyoruz.
“Bizler Ermeniyiz. Lübnan devleti adına bu festivale katıldık”
Cahil cahil soruyorum
“Sizin kendi devletiniz var iken neden Lübnan adına katılıyorsunuz.?
“Türkler bizim atalarımızı Anadolu’dan Suriye ve Lübnan’a sürdüğünü ve yollarda 1,5 milyon Ermeninin öldüğünü bilmiyormusun? Dedelerimiz Lübnan’a yerleşmişler. Bizler evlerimizde her zaman Türkçe konuşuruz. Bizler, dedelerimizin ve ninelerimizin gözyaşları içersinde  büyüdük.”
Ben gerçekten, üniversite talebesi olmama ve tarihi çok sevmeme rağmen, o ana kadar Tehcir olayını  pek bilmiyordum Sadece dedemden dinlediğim kadarıyla Karadeniz’de, Türk ve Rum kavgalarını bilirdim.
“Ben bu durumun ve nedenlerini ve ne şekilde olduğunu gerçekten bilmiyorum. Ama bulunduğumuz bu  festivalin amaçları doğrultusunda birbirimizi sevmemizin gerekliliğine inanıyorum”
Ayağa kalkıyorum ve bana bıçak çeken kızın yanına geliyorum
“Bizle genciz. Geçmişi tarihe bırakalım, gel barışalım, öpüşelim” diyorum.
Kız mahcup, geri çekilmek istiyor.
Tüm masadakiler tempo tutuyor “Öp, öp, öp”
Kızı tutup, yanaklarından öpüyorum. Bizleri seyrederken yemekleri soğuyan masalardan çok büyük bir alkış geliyor
Bu gurup mensuplarıyla, daha sonra ki günlerde  güzel arkadaşlıklar kuruyorum. Beni ilk gösterilerine getiriyorlar. Oyunlarını seyrederken gene büyük bir şaşkınlık yaşıyorum.
Lübnan ekibi olarak kızlar İstanbul çiftetellisini harika bir şekilde oynuyorlar
Erkekler, bizlerin Şeyh-Şamil diye oynadığımız Kafkas  oyunlarını oynuyorlar
Kızlı, erkekli, Kafkas yöresinin o heyecan verici oyunlarını oynuyorlar
Gösteriden sonra Ermeni arkadaşlara soruyorum
“Yahu oyunlarımızı çalıp, burada Lübnan oyunları olarak nasıl oynarsınız?
“Kim kimin oyunlarını çalmış acaba? Bu oyunları bir millete mal edemezsiniz. Bu oyunlar yöresel olup, o yörede yaşayan çeşitli etnik  guruplar  bu oyunları doğal olarak oynayabilirler”
Ertesi günün akşamı, SSCB  adına festivale katılan Tiflis Halk Dansları gurubunu seyrediyorum Biz Gürcüyüz diyorlar Kafkas oyunlarını oynuyorlar
Yunanlılar horon tepiyorlar, başka bir ekibi zeybek oynuyor. Suriyeliler Urfa yöresi oyunları oynuyorlar. Örnekleri uzatmak mümkün.
Daha sonra ki yaşantımda yaptığım halk oyunları araştırmalarımda, zeybek oyunları, horon, Trakya oyunları, barlar, halaylar, Anadolu’da yerleşik veya Anadolu’ya sonradan gelen Çeçenlerin, Çerkezlerin, Gürcülerin, Kürtlerin, Trakyalıların vb zengin, etnik  kültürlerine sahip olduklarını görüyorum.. Hiçbir şehir, bu oyun bizim şehrin oyunudur diyemez. Ancak o oyunu o şehirden bir ekip oynayabilir ve ismini de oyunun değil, ekibin ismi olarak belirtebilir. Aynen” Yeniköy Kolbastı Ekibi “gibi
Kalın sağlıcakla

Okunma Sayısı: 13851
feed0 Yorumlar

Yorum Yazın
 
  Daralt | Genişlet
 

busy
 

Yazar: M. Çınar ÇETİNKAYA

E-mail: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Diğer yazılarını göster

 

ANKET

REFERANDUMDA HANGİ OYU KULLANACAKSINIZ?
 

SAFKAD PANSİYON

YUSUFUN YERİ

TİREBOLUSPOR

İLG YAPI

GÜVEN TIP MERKEZİ